Sıralama seçin
Toplam 95 ürün görüntüleniyor.
1 2 3

Virginia Woolf


Yirminci yüzyılın en önemli feminist ve modernist yazarlarından olan Virginia Woolf 25 Şubat 1882 yılında Londra İngiltere’de doğmuştur. Hiç okula gidemeyen ve eğitimini evinde alan yazarın ailesinin İngiltere’nin seçkin Entelektüellerinden ve iyi eğitim görmüş olmaları Woolf için büyük şanştı.

Babası Sir Leslie Stephan editör, eleştirmen ve biyografi yazarıydı. Babasının kütüphanesi sayesinde kızı Virginia kendini yetiştirme fırsatı yakalamıştır. Özel öğretmenler sayesinde Yunanca ve Latince dersleri alan yazar dokuz yaşlarında iken ağabeyi Thoby ile evlerinde Hyde Park Gate News isimli haftalık dergi çıkartmaya başlamıştı.

Virginia’ın annaesi babasının ikinci evliliğiydi öz kardeşleri Vanessa Stephen, Thoby, Adrian Stephen ve Stella Duckwort, Gerald Duckwort, Laura Makepeace ve George Duckworth, Stephen isimli beş kardeşi daha vardır. Yazarın ailesi kendisi için oldukça önemli olduğundan evde öğrenim görmüş ve hayatının büyük bölümünü ailesinin etrafında dönerek geçirmiştir.

İlk Hikayeleri 1895’te Yayınlandı

Kızkardeşi Vanessa Bell daha küçük yaşta ressam olmaya, Virginia Woolf ise yazar olmaya karar vermiş. Kendini babasının kütüphanesinde geliştiren yazar, 1895 yılında bir gazetede kısa hikayelerini yayımlatır. Özellikle Viktorya tarzı yaşamaya karşı olan Virginia Woolf, yazılarında da bundan bahsetmiştir.

1904 yılında babasının ölümünün ardından kardeşleri ile Bloomsbury’e taşınması hayatında ciddi bir dönüm noktası olmuştur. Bloomsbury grubu içinde birçok ünlü edebiyatçıyı barındıran ve cinsel konulardaki özgürlükçü tavırları ile tanınan bir grup entelektüelden oluşmaktaydı. Grupta bulunanların çoğu eşcinsel veya biseksüeldi.

Virginia Woolf,1909’da bir süreliğine Lytton Strachey ile nişanlanmış, 1912 yılında da Leonard Woolf ile evlenmiştir. Eşi kendisi için bir basımevi kurmuş ve buda Virginia Woolf’un yazdığı kitapları yayımlatması için büyük bir fırsat olmuş.

Virginia Woolf Edebi Yönü

Virginia Woolf, 1919 yılında ikinci kitabı olan Night and Day’yı yayınlamış, bu romanında alışılmış kalıpları izlemişti. Bu romanı ile birlikte yazarın deneyci kişiliği ön plana çıkmış ve o yılda ünlü yazısı olan Modern Roman da savunduğu gibi yeni bir anlatım aramaya başlamış.

Bilinç akışı tekniğini benimseyen Virginia Woolf, 1922 yılında bir diğer romanı Jacob’s Room’da bu tekniği kullanmış ve aynı yıl Vita Sackville-West ile tanışarak bir ilişki yaşamaya başlamış.

1929 yılında A Room of Own’u yayınlanış ve bu kitabında kadınların yazarlık ya da başka mesleklerde söz sahibi olabilmeleri için kendilerine ait bir gelire ve odaya sahip olmaları gerektiğini anlatmış. 1937 yılında The Years adlı romanını kaleme almış ancak savaştan ve kötü etkilerinden etkilenerek yüksek bir bunalım yaşamaya başlamış.

II.Dünya savaşının başlamasının ardından intihar yazarın daha çok düşündüğü bir konu haline gelmiş, savaşın kapıya dayanması ile Londra’da Luftwaffe’in hava saldırılarından evlerinin bir bölümü ve The Hogarth Press’in bürosu yerle bir olmuş.

Bu nedenle Woolf çifti büyük bir çaba ile Virginia Woolf’un babasından kalan kütüphanenin içindeki kitapları evlilikleri boyunca biriktirdikleri ve basılmış binlerce kitabı kurtarmayı başarmışlardı.

Bunalım Nedeni İle İntihar

Virginia Woolf, perde arası romanını yazdığı sırada kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordu. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin verdiği stres, korku ve dehşet sonucunda ruhsal bunalıma girmiş.

28 Mart 1941 yılında içinde bulunduğu durma daha fazla dayanamayan yazar evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride sadece iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell’e diğeri kocası Leonard Woolf’a.

Woolf’un kocası Leonard’a bıraktığı mektupta şunlar yazılıydı;

‘ Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumdan eminim. Yaşadığım o Korkunç anlara geri dönemem artık. Bu kez İyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım, hiçbir şeye odaklanamıyorum. Bu yüzden yapabileceğimin en iyisi olduğunu düşündüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana verilebilecek en mutluluğu verdin. Benim her şeyim oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım, ben olmazsam rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sende göreceksin. Görüyorsun bunu bile düzgün yazamıyorum. Okuyamıyorum. Söylemek istediğim şu ki, yaşadığım her mutluluğu sana borçluyum. Bana hep sabır gösterdin, çok iyi davrandın. Demek istediğim bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi o kişi sen olurdun. Bir tek senin iyiliğinden eminim, onun dışında her şey beni terk etti. Hayatını mahvetmeye devam edemem. Birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum’.

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.